içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

İSTİSMARDAN KORUMAK VE KORUNMAK İÇİN HAYIR DEMEYİ ÖĞRENMELİYİZ...

Çocukların bedenine hayatına dokunurken bazen bencilce ve cahilce yaklaşabiliyoruz.

Çocuk o, bir şey olmaz mantığı ile aslında zararı olmadığını düşündüğümüz davranışlarla yanlış örnek teşkil edebiliyoruz.

Çocuğun algıları çevredeki yetişkinler tarafından şekillendiriliyor.

Gördükleri davranışlar, duydukları cümleler, temas şekli çocukların yaşam, cinsellik algısını şekillendiriyor.

Beden hafızası bunlarla şekilleniyor.

Beden hafızası oluştuktan sonra tüm yaşam hafızadakilerle deneyimleniyor.

Çocukluk döneminde gelişen bu hafızaya sadece annebaba değil çocuğa dokunan her yetişkin katkı sağlar.

Nine-dede,amcadayı, komşu, teyze, öğretmen okuldaki bir temizlik görevlisi film-masal kahramanları...

Özellikle beden algısı oluşurken, ataerkil zihniyetin bir ürünü olarak coğrafyamızda da çok belirgin olan, güçlünün güçsüze, büyüğün küçüğe, öğretmenin öğrenciye,erkeğin kadına tahakkümünü kabul eden bir anlayışla büyüyoruz.

Bu algıyla çocuk, bedenine yönelik yapılan hiçbir davranışa rahatsız olsa da itiraz edemez.

Yine coğrafyamızda çokça yanlışlar var.

Özellikle cinsel organı abuk sabuk şekilde sevme, okşama, öpme, erkek cinsel organını piyasaya sunma, kadın cinselliğini mümkün oldukça bastırma gibi yollarla çocuğun cinsellik algısını, daha doğrusu benlik algısını ve dolayısıyla toplum içinde kendini var etme hafızasını yanlış olarak kodluyoruz.

Peki bu yanlışlar nelere mi sebep oluyor?

Kendi bedeninden utanma, kendini ifade edememe, cinsel alanda utanç duyguları, anne olmaktan korkma, benim yaşadığım travmaları ya çocuğum da yaşarsa endişesiyle anneliği erteleme, hamilelikten utanç duyma…

kısacası bedenin tüm biyolojik süreçlerini reddetmeye varan tutumlar ortaya çıkabiliyor.

Sonucunda da sağlıksız bireyler, sağlıksız aile, sağlıksız topluma yol açan yanlışlar zincirine yenin yeni halkalar ekleniyor.

Biz maalesef hala hayır diyemeyen toplumuz.

Özellikle kadınların ve çocukların hayır demesine tahammül edemiyoruz.

Bu anlamda çokça istismara açık bir iletişim şeklimiz var ve çokça kurum, çokça merkez kadın üzerinden istismara açık bir şekilde çocuğu da toplumu da geleceği de yanlış yönlendiriyor.

Bu anlamda çocuk tacizlerini, istismarlarını önleme planında muhakkak kadın istismarını önlemeli, kadının kendi bedeniyle ilgili farkındalığını, kendi biyolojik sistemini tanımasını, kendi var olan fizyolojik süreçleriyle barışmasını da sağlamamız lazım.

Yani, kadın kendi içindeki savaşlarından çıkmalı.

Kadın, kendi bedeniyle barışmalı, kendi bedeninin her bir süreciyle barışmalı çünkü kadın adet görmeyi sıkıntılı bir halde yaşıyorsa, adetiyle ilgili kavgaları varsa, anne olmak onun için bir yük oluşturuyorsa, evlilik gerçekten omuzlarında yük hissi uyandırıyorsa, kadın olarak kendini ifade etmekten çekiniyorsa bu şu demek:

Benim kimyam bozuldu, kendimi kötü hissediyorum ve bu hislerle ben doğru dokunuşlar yapamam.

Böyle bir şey mümkün değil.

İnsanın kendi içinde çatışmalar varken dışarıda barış sağlayamaz.

Kadın kendi içindeki ihtiyacı fark ederse, o ihtiyacı gidermekle ilgili, o sıkıntıyı çözmekle ilgili adım atmaya başladığında çocuğa doğru dokunmaya başlayacak ve çocuğa doğru dokunmak aynı zamanda başka yanlışları engellemeyi de kolaylaştıracak.

Kadınlık fizyoloji süreçleriyle ilgili kavgalar aslında kadının içinde bir takım kaosun olduğunun göstergeleridir.

Oysa kaostan iyilik çıkmaz, güzellik çıkmaz, neşe çıkmaz.

O kozmosun ahengini yakalayabilse, orada güzelliği görebilse…

Orayı görebilmek için de kendi içindeki güzelliği görmeli kadın.

Kadın ne kadar güçlü olursa, kendi sorunlarını çözerse inşallah çocuklarda çok daha sağlıklı, çok daha tacizden, istismardan korunabilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum