içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kim neyi seviyorsa, o ondaki stresin panzehiridir

 

Sevgili dostlar merhabalar,

Bilimsel olarak da stresin insanın beden ve ruh sağlığı üzerindeki etkileri kanıtlandı.

Stres, üzüntü, kızgınlık, öfke, korku, sürekli gergin ve mutsuz dolaşmak insanı deyim yerindeyse içten içten kemirmeye başlıyor ve eğer bunun önüne geçilmezse maalesef çok kötü sağlık sorunlarına neden oluyor.

Uzmanlar işin ağırlıkta beslenme kısmında söz ediyorlar.

Evet, o da tabi önemli bir etken, zira yediğimiz hiçbir şeyin gerçeği ve orjinali kalmadı.

Bir elin on parmağını geçmeyecek sayıdaki uzmanlar konu ile ilgili tüm linçleri göze alarak, gerçekleri göz önüne seriyor, halka hizmet ediyor… Eserlerini lütfen okuyun…

Gelelim stres yönetimi konusuna.

Bu konuda yapılacak pek çok şey var…

Aslında kim neyi seviyorsa, o ondaki stresin panzehiridir.

Dans etmeyi seviyorsanız hiçbir şeyin sizi dans etmekten alıkoymasına izin vermeyin. Akın gönlünüzden geldiğince müziğin içine, bırakın kendinizi ve tabiri caizde deli misali içinizden geldiğince çılgınlar gibi dans edin.

Şarkı söylemeyi mi seviyorsunuz, dinlemeyi mi? Doğaya dalmayı mı, bitki yetiştirmeyi mi, hayvanlarla vakit geçirmeyi mi? Neyi çok seviyorsunuz?

Bunun için kendinizi, önünüze, hayatınıza engel koymayın…

Yapın ama mutlaka yapın…

Bu sizin şifa kapınız olacaktır.

Çoğu zaman bunu kendim için yapamadım…

Yapmadım…

Önceliklerimi işten yana kullandım hep, başkalarını mutlu etmekten yana kullandım.

Kendim için hiç ama hiç zamanım olmadı.

Hep yetişmem gereken bir ailem, işim, projelerim, ödemelerim derken…

Bir gün sistem arıza çıkardı.

“Dur” dedi…

“Gel senle biraz dünyanın işleyiş sistemi üzerinde ders yapalım” dedi.

Bu bahsettiğim dönem, bir sağlık deneyimi ile sınandım.

Deneyim diyorum, çünkü bu süreçten sonra hastalık kavramını çok dillendirmemek ve en önemlisi sahiplenmemek gerektiğini öğrendim.

Sistem, evren, kainat yasaları, Tanrı…

Herkes inancına göre bir deyim seçebilir…

Ben burada sonsuz aşkım, canım ALLAH’ım, Yüce Yaradan’ın tabirini kullanacağım…

O dönemde okuduğum, izlediğim, dinlediğim, ortamlarda tanıştığım insanlarda bana hep çıkış yolunu gösterdi. O’na ve bana giden yolu…

Kalbimde tarif edilemez bir gümbürtü vardı. Tıp buna taşikardi diyor. Ama tıp buna bir tanı veremedi o dönem. Biraz vitamin eksikliği, bazı değerler sınırda ama çoğunluğu normal… Kalp temiz, kilo normal, karaciğer normal… Vs. vs…

Tüm bunlara rağmen ben haftanın en az 4 günü 200’e dayanan tansiyondan acil servislerdeyim…

Bir buçuk 2 yılım böyle geçti…

Avuç, avuç ilaçlar, hastaneler…

Sonra bir gün şöyle bir cümle okudum İskender Pala’nın kalp kitabında.

“ Sen kalbi sadece bir organdan ibaret mi sanıyorsun” diyordu.

“Kalbin içindeki kandili neden görmüyorsun?”

Ahhh dedim…

Aynanın karsına geçip kaç saat ağladığımı bilmiyorum…

O dönem Sevgili Deniz Erten işaretlere dikkat çekmiş, aslında her şeyin bize yaşantımızda ve yaşadıklarımızda cevap niteliği taşıdığını UYANIŞ serisi kitaplarında da anlatmıştı.

İşaret buydu işte…

Kalbime davet vardı…

Güm güm güm diye vurması bundan dolayıydı…

Ve ben en çok sevdiğimle en çok sevdiğim şeyi yapmaya başladım… En çok sevdiğime vakit ayırmaya başladım. İşimi, çocuğumu, eşimi, evimi, ailemi, projelerimi önceliğim olmaktan kaldırdım.

Beni iyileştirecek şeye odaklandım.

En sevdiğime…

Dua için, zikir için, ibadet için, en önemlisi namaz için vakit ayırmaya başladım.

İşte bu sohbet benim şifam oldu…

Her an zikirle, dua ile canım ALLAH’ımla sohbet halinde olmak bana öyle iyi geldi ki, ataklarım azaldı sonra şükürler olsun tamamen kesildi, ilaçları bıraktım sonsuz şükürler olsun…

İşlerimiz yoğunluğunu gerekçe göstererek bıraktığım namaza yeniden başladım.

Stres kontrolü dediğimiz şeyi ben bu şekilde sağlamaya başladım.

Tabi ki strese girdiğim ve yükseldiğim dönemler oluyor, insanız sonuçta.

Ama bunları sorun haline, travma haline, mutsuzluk haline, kalıcı stres haline dönüştürme yönüm önemli derecede azaldı.

Tevekkül halini öğreniyorum, öğrenmeye çalışıyorum…

Çoook başındayım daha, ama o kadar güzel o kadar lezzetli ki…

O tadı insan bir kere deneyimledi mi her an o tatla beslenmek istiyor, çünkü o lezzet dille değil kalple besleniyor.

Son iki yıldır da bu konuda pek çok kaynak okudum, uzmanları dinledim, ayetleri okuyup anlamaya çalıştım, hadislerde ve alimlerin ibadet ve sağlık konulu kaynaklarını araştırmaya başladım.

Tıp dünyası da bu konuda peş peşe araştırma sonuçları yayınlamaya başladı.

Tüm bunları uzmanların ağzından bir kitapta toplamaya niyet ettim.

Canım ALLAH’ım lütfederse yapacağız…

Şimdi siz de çok sevdiğiniz ve yapmaktan keyif aldığınız bir şeyi ya da şeyleri düşünün!

İşi, eşi, aileyi, hayat koşturmacasını bir kenara çekip o en sevdiğiniz ve size can suyu olan yaşam kaynağınıza odaklanın.

O sadece sizi mutlu etmek için var.

Mutluluk da şifadır…

Kozmik Dede’nin meşhur lafıdır.

“HASTALIK MUTLULUĞU SEVMEZ”

Şifa ve afiyet dolu ömür diliyorum herkese…

Sevgi ile…

 

 

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum